Hayvanlardan Tanrılara – Sapiens | Yuval Noah Harari

Dünya Tarihi, Ortaçağ Tarihi ve Askeri Tarih konularında uzmanlaşan İsrailli tarih profesörü Yuval Noah Harari (1976), 2011 yılında yayınladığı “Hayvanlardan Tanrılara – Sapiens” kitabında insan türünün kısa bir tarihini anlatıyor. Daha açık bir ifadeyle, insanlığın doğa ile olan binlerce yıllık ilişkisini, bilişsel gelişimini, sahip olduğu hayali düzenleri ve yakın geleceğini yalın bir dille bu kitapta bizimle paylaşıyor.

Harari’nin bu kitabından aldığım 10 not ile yaşadığınız hayatı daha geniş bir pencereden bakarak değerlendirmek üzerine bir takım ipuçlarına sahip olabilirsiniz:

  1. Evrende hiçbir tanrı, millet, para, insan hakkı, yasa ve adalet insanların ortak hayal gücü dışında var olmaz. Bilişsel Devrim’den bu yana, Sapiens böyle bir günlük ikilikle yaşıyor. Bir tarafta nehirlerin, aslanların ve ağaçların nesnel gerçekliği; öte yanda tanrıların, milletlerin ve şirketlerin hayali gerçekliği. Zaman geçtikçe hayali gerçeklik daha da güçlendi; öyle ki bugün nehirlerin, aslanların ve ağaçların yaşamı hayali varlıklar olan tanrılar, milletler ve şirketlerin insafına kalmış durumdadır.

  2. Tarihin en kesin yasalarından biri de şudur: Lüksler zamanla ihtiyaç haline gelir ve yeni zorunluluklar ortaya çıkarır. İnsanlar belli bir lükse alıştıklarında bir süre sonra kanıksarlar. .onu yaşamlarında hep bulundururlar ve bir süre sonra onsuz yaşayamaz hale gelirler. Son birkaç on yılda hayatı daha rahatlatacağını varsaydığımız sayısız şey icat ettik. Bu icatları yaparken zaman kazanacağımızı düşünüyorduk, ancak aslında günlerimizi daha endişeli ve kaygılı geçirmemize sebep olacak şekilde hayatın hızını normalin on katına çıkartmış olduk.

  3. İnsanların en kişisel istekleri sandıkları bile genelde hayali düzen tarafından programlanmıştır. Gayet popüler bir istek olan yurtdışında tatil yapma örneğini ele alalım. Bu istek aslında hiç de anlaşılır veya doğal değildir. Bir şempanze alfa erkeği asla gücünü komşu bir şempanze grubunun arazisine tatile gitmek için kullanmaz.

  4. Yazının insanlık tarihine en önemli katkısı şudur: yavaş yavaş insanların düşünme ve dünyaya bakış biçimlerini değiştirmiştir. Özgür düşünce ve bütüncül bakış, yerini bürokrasiye ve sınıflandırmaya bırakmıştır.

  5. Son birkaç yıldır bankalar ve devletler deli gibi para basıyor, herkes şu an sürmekte olan ekonomik krizin ekonomik büyümeyi durdurmasından korkuyor. Bu yüzden de trilyonca dolar, euro ve yen üreterek sisteme ucuz krediler basılıyor ve bilim insanlarının, teknisyenlerinin ve mühendislerin balon patlamadan yepyeni bir şeyle çıkagelmeleri umuluyor. Her şey laboratuvarlardaki insanlara bağlı. Biyoteknoloji ve yapay zeka gibi alanlardaki yeni keşifler yepyeni sektörler ortaya çıkabilir ve bu sektörlerin karları da bankaların ve devletlerin 2008’den beri karşılıksız olarak bastıkları bir ton parayı karşılayabilir. Eğer laboratuvarlar bu beklentiyi balon patlamadan karşılayamazsa çok zor zamanlara doğru ilerliyoruz demektir.

  6. Evrimsel psikolojinin en temel mesajı şudur: Yabani hayatta şekillenmiş ihtiyaçlar, sanayi çiftliklerinde hayatta kalmak ve üretmek için artık gerekmese de, hissedilmeye devam eder. Endüstriyel tarımın trajik yanı, hayvanların görünürdeki ihtiyaçlarıyla ilgilenirken, duygusal ihtiyaçların göz ardı edilmesidir.

  7. Pek çok kişi bu süreci “doğanın yok edilmesi” olarak adlandırıyor ama aslında bu bir yok etme değil, değiştirmedir. Doğa yok edilebilir değildir, 65 milyon yıl önce bir göktaşı dinozorları yok ederken, memelilerinse önünü açtı. Bugün insanlık pek çok türü yok ediyor, hatta kendisini bile yok edebilir ama öbür organizmaların durumu gayet iyi; örneğin fareler ve hamamböcekleri en iyi dönemlerini yaşıyorlar. Bu dirençli yaratıklar muhtemelen nükleer bir kıyametin dumanları tüten yıkıntılarının arasından DNA’larını yaymaya hazır olarak çıkacaklardır. Belki de günümüzden 65 yıl sonra akıllı fareler, insanlığın neden olduğu yıkıma tıpkı bizim dinozorları yok eden göktaşına baktığımız gibi minnetle bakacaklar.

  8. Evrim zihinlerimize ve bedenlerimize avcı toplayıcı yaşamını işlemiştir; ilk önce tarım sonra da sanayi toplamına geçiş, eğilimlerimize ve içgüdülerimize denk düşmeyen doğal olmayan yaşamlar sürmemize sebep oldu. Bu yüzden en temel ihtiyaçlarımızın giderilmesi mümkün değildir. Şehirli orta sınıfların konforlu yaşamındaki hiçbir şey, bir avcı toplayıcının başarılı bir mamut avında hissettiği saf coşku ve heyecan hissini veremez. Her yeni icat, Cennet Bahçeleri’yle aramızdaki mesafeyi biraz daha açıyor.

  9. Kişisel hikayelerimiz, etrafımızdakilerin hikayeleriyle uyumlu olduğu sürece hayatın anlamlı olduğunu ileri sürebilir ve bu bilinçle mutlu olabiliriz. Bu aslında oldukça üzücü bir sonuç; mutluluk gerçekten kendini kandırmaya mı bağlıdır?

  10. Eğer Sapiens tarihi sona erecekse, Sapiens’in son nesillerinden birine mensup olan bizler zamanımızı şu son soruyu cevaplamaya ayırmalıyız: Neye dönüşmek istiyoruz? Bu soru şu anda siyasetçileri, filozofları, akademisyenleri ve sıradan insanları meşgul eden tüm tartışmaları önemsiz kılıyor.

Toparlamak gerekirse, kendi türümüzün tarihi ve yakın geleceği ile ilgili önemli bilgileri bizimle paylaşan bu kitap, hayata bakış açımızı, olayları algılama şeklimizi, kararlarımızı, duygu ve düşüncelerimizi daha geniş bir seviyeden sorgulama fırsatı sunuyor. Bunu Alfred Adler’in “İnsanı Tanıma Sanatı” kitabından bir alıntı ile de desteklemek gerekirse:


"İnsan kendini tanıdığı ve içinde neler olup bittiğini, bunun hangi kaynaklardan geldiğini daha iyi anladığı zaman nedensellik ilişkisinin çok farklı ve bir deneyimin yarattığı etkilerin bambaşka olacağı kesindir. Kişi farklı biri olmuştur ve kuşkusuz bundan artık vazgeçemez."

Hayvanlardan Tanrılara – Sapiens” kitabını diğer Modern Bilgelik Kavramları ile bağdaştırmak gerekirse, şu kavramları incelemenizi tavsiye ederim:

  1. İnsanı Tanıma Sanatı | Alfred Adler

  2. İnsan Vücuduna Seyahat | Gavin Francis

  3. Aklın İşlevi | Alfred North Whitehead

228 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör